Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan: Hizmet destanı yazmaya devam edeceğiz

Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan: Hizmet destanı yazmaya devam edeceğiz

Malatya Megakent Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, şehre katkılarından idareyiciliğin temellerine kadar bir hayli mevzuda açıklamalarda bulundu. 'Görevinizi iyi yapmazsanız vebal altında kalırsınız.'…

Malatya Megakent Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, idareyici ve eğitimci geçmişinin kendisine kazandırdığı deneyimi ileriye taşıyarak elde ettiği zafer ile ilgili açıklamalarda bulundu.

"İDAREYİCİ YA İŞGALCİDİR YA FETİHÇİ"

Doğru eğitimin her alanda esas bir gereksinim olduğunu belirterek nesnel bir yaklaşım ile birlik ve beraberlik duygusunu insan odaklı hizmet kavrayışlarıyla harmanladıklarını ifade eden Başkan Gürkan, konuşmasını şu biçimde sürdürdü: "Ben idareyicileri şöyle değerlendiririm; idareyici ya işgalcidir ya da fetihçidir. Şayet siz oturduğunuz koltuğun hakkını vermezseniz, bulunduğunuz yeri geriye götürürseniz işgalci olursunuz. İşgalciler yıkım eder, fetihçiler ileri götürür. Bulunduğunuz yeri ileriye götürürseniz fetihçisiniz. Bir de idare kavrayışını şu felsefi yapıda değerlendiririm; mesela ben bu vazifeye geldim ve dünün idareyicisi nasıl olurum, bugünün idareyicisi nasıl olurum, yarının idareyicisi nasıl olurum? Diyelim 5 bin senelik Aslantepe'yi ayağa kaldırırsanız geçmiş 5 bin senenin belediye başkanı olursunuz. Selçuklu yapıtlarını ayağa kaldırırsanız geçmiş bin senenin belediye başkanı olursunuz. Osmanlı'yı ayağa kaldırırsanız geçmiş 300-400 senenin belediye başkanı olursunuz. Ve bunları güne taşırsanız günün belediye başkanı olursunuz. Bunlarla da geleceğe hoş yapıtlar vazgeçersiniz. Bunları ileriye taşıyarak geleceğin belediye başkanı olursunuz.

"ŞU AN MALATYA TARİHİNİN EN BÜYÜK YATIRIMLARI YAPILIYOR"

Dolayısıyla biz idareyiciliği yalnızca ceddilmiş ya da seçilmiş olgusu içerisinde, 5 senelik misyon süresi olarak değerlendirmiyoruz. Başka Bir Deyişle buraya geldiğimiz zaman kalıcı olma noktasında, yapıt üretme noktasında, burada neler yapabiliriz duygusu içerisinde hareket etmemiz gerekir. Biri bize iyi desin anlamı içerisinde hareket edersek ona reelleştiremeyiz. Bir de çalıştığınız yerde birlik, beraberlik olursa onun verimi ayrı olur. Mesela biz Malatya'yı en makûs koşullarda aldık. Aldığımız mali tablo güç bir tabloydu. Akabinde bir zelzele yaşadık. Hemen ardından da pandemi krizi. Bunların birliktesi esnafların, piyasanın meseleleri geldi. Ama şu anda Malatya tarihinin en büyük yatırımları yapılıyor. Başka Bir Deyişle Malatya'nın toplam bedeline denk yatırımlar yapılıyor. Bunu da bütçeyle aynılaştıramayız.

"BUNUN TÜRKİYE'DE İKİNCİ BİR MİSALİ YOKTUR"

Malatya, sevginin, huzurun hakim olduğu bir yer. Sonuçta biz, ulusun hemen hemen hepsinin oyunu aldık. Burada 13 ilçemiz var. Bu ilçelerde de hangi partiye üye olursa olsun megakentte en fazla rey bize verilmiştir. Bunun Türkiye'de ikinci bir misali yoktur. Bu şehirde 20 yıla yakın kamu vazifeyi, 20 yıla yakın da belediye başkanlığı vazifesinde bulunarak büyük özverilerde bulunduk. Burada misyon yapmak bir vebaldir, aynı zamanda da vecahattir. Görevinizi iyi yapmazsanız vebal altında kalırsınız. Biz vecahate başka bir deyişle iftihara tabii olmak istiyoruz. Bu şehrin geçmişinde uygarlık epopeleri yazmışlar. Bu şehrin geçmişinde Mevlana'lar, Sadreddin Konevi'ler ilim, irfan epopeyi yazmışlar. Bu şehrin geçmişinde Battal Gazi'ler, Hüseyin Gazi'ler, Hasan Gazi'ler kahramanlık epopeyi yazmışlar. Biz de günümüzde bu memleketteki insanları mutlu etmek için hizmet epopeyi yazmaya devam edeceğiz.

"TAM İŞLERİMİZ TRANSPARAN VE AÇIKTIR"

Tercihten evvel en büyük projeniz nedir diye sorduklarında hizmet anlatmadım, sosyal entegrasyon dedim. Doğu ve Güneydoğudan gelen değişik kültür, değişik kavmi yapı ve değişik inançlara sahip insanların Malatya paydası altında birleşmesi ve sonsuza kadar kilitlenmeleri gerekirdi. Biz de bunun çalışmasını yaptık. Sonuç itibariyle buradaki her görüş ve her mezhepteki insanlar da bizim tam faalliklerimize katılıyor. Tam meclis kararlarımız rey birliğiyle alınıyor. Bizim saklı kapaklı hiçbir işimiz olmaz. Tam işlerimiz transparan ve sarihtir. Hal böyle olunca da insanların size güveni olur. Benim ailemden hiç kimse belediyenin önünden geçmez. Zira rastgele bir spekülasyona mahal vermememiz gerekli, nesnel olmamız gerekli. Helal kazandıktan sonra olabilir ama insanların kafasında istifham uyandırmamak gerekli. Ayrıca bana rey veren, rey vermeyen demek yerine herkesi kucaklamak gerekli. Dünün, bugünün ve yarının belediye başkanı olma olgusu içerisinde, bunun vebali ve mesullüğü içerisinde hareket etmeliyiz.

"BİZİM ŞEMSİYEMİZ SEMADIR"

Siyaseten tavırlar ve ayrımlar yanlış olur. Kültürde de, eğitimde de, sosyal belediyecilikte de ideolojik davranmak hiçbir biçimde doğru değildir. Şehrimizde veya ilçemizde yaşayan popülasyonun hepsinin parasını alıyoruz. Peki, hizmette neden tefrik yapacağız? Bizim şemsiyemiz semadır. Nasıl ki, semanda herkes istediği gibi soluk alıp veriyorsa, güneşten herkes nasıl faydalanabiliyorsa bizim idare kavrayışımız da o kadar durudur. İnsanlar arası tefrik yapmayı vazgeçin, biz tam canlıların mukaddes olduğuna inanan, o yaratılmış varlıkları yaratandan dolayı beğenilmesine gerekildiğine inanan ve tam canlıların hak ve hukukuna riayet etme gidişatında olan bir idare kavrayışı içerisinde olmamız gerektiğini düşünüyorum.

"17 YILLIK MİSYON ZAMANIMDA BİRLİK BERABERLİK PROJELERİ ÜZERİNDE DURDUM"

Ben, 17 senelik misyon süresi süresince hep insanların birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde olabileceği projeler üzerinde durdum. Beni en çok etkileyen projeler bunlar oldu. Mesela bugün Malatya gibi demografik yapı anlamında inanç ve kıymetler arasında değişik bir yapıda tam kararlarınızı rey birliğiyle alıyorsanız ve A mezhebine üye olan bir ilçeye gittiğiniz zaman başka partilerin ofislerinde dahi size olan hürmetten dolayı resimlerinizi asıyorlarsa bundan daha büyük bir iftihar yoktur. Bunun misali de yoktur. Dolayısıyla en büyük projemiz; insanların sevgi atmosferi içerisinde kaynaşması ve Malatya paydası altında, Malatya'yı daha ileriye götürme maksadı içerisinde birleşmesidir.

"ULUSLA BÜTÜNLEŞTİĞİNİZ YERDE BAŞARILI OLURSUNUZ"

Benim İstanbul, Ankara, İzmir gibi bir gayem yok. Sonuçta o bölgede de temayüz etmiş insanlar var. O bölgenin insanlarının seçim edilmesi çok daha iyi olur. Hem cemiyet nezdinde spekülasyonlar da olmaz. Mesela İstanbul'da, o yöreyi daha iyi öğrenenlerin daha çok verimi olacaktır diye düşünüyorum. Tabi ki idarenin esas mantalitesi birdir. İdarenin mantığını öğreniyorsanız yeniden bir zafer elde edersiniz ama belki kendi yörenizdeki kadar seri bir zafer elde edemeyebilirsiniz. Mahallîdeki esas mantalitede, ceddilmiş biçiminde seçilmiş değil de asıl anlamda seçilmiş olunması gerekli. Millet sizi özümseyecek, hoşlanacak, görecek ve sizinle bir parça olacak. Ulusun tam resimlerini üzerinizde taşımanız daha uygundur. İdareme mevzusunda problemimiz yok ama o bölgenin havasını teneffüs etmemiz gerekli. Mesela İstanbul'daki insanların metrodaki kasvetleri, deniz ulaşımınıki sıkıntılarını öğreneceksin veya işte karşılaşılan meseleleri bileceksin. Bunlar da zaman alan mevzular. İdare anlamında problem olmaz ama yeri, yurdu, insanları tanıma, idrak etme anlamında galibiyeti zaman olarak geriye sürükleyecektir. Mesela bir paftayı tasarı yapın diye mimarın eline verirler ama iyi bir mimar orayı gidip yerinde göreyim der. Dolayısıyla bölgenin orada yetişmiş, oranın istikbali mevzusunda endişelenen insanlarının böyle bir seçimde bulunması daha uygundur diye düşünüyorum.

"KAYNAKLARI OPTİMUM KULLANAN BİREYE İDAREYİCİ DERİZ"

Ben idareyiciliği tarif ederken şöyle tenim: idareyici idareyen şahıs değil, idareyici modern anlamda kaynak üreten şahıstır. Aynı zamanda kaynakları optimum kullanan bireye idareyici deriz. Dolayısıyla kaynak üreteceksiniz, tasarrufu ve iktisadı da bulacaksınız. Şu anda Malatya'nın en rahat yarıyılı bu yarıyıldır. Malatya'da en büyük ve tarihine eş yatırımların yapıldığı yarıyıl da bu yarıyıldır. Pandemi, zelzele ve öbür kasvetlere karşın tarihin en büyük projeleri yapıldı. 50 yıldır cemiyet içerisinde konuşulup adım atılmamış projelerin hepsi türkiye elektrik kurumu türkiye elektrik kurumu yapılan projeler oldu. Dediğim gibi kaynakları bulup bunları optimum seviyede kullanarak israftan da kaçınacaksınız.

"MALATYA YEMEKLERİNİN LEZZETİ ÇOK BAŞKADIR"

Gastronomi, bizim için ehemmiyetli mevzulardan bir tanesi. Genelde vejetaryen mutfak, vegan mutfak da dâhil bunu bir tam olarak değerlendirmek vaziyetindeyiz. Malatya, farklı uygarlıkların yaşamış olduğu bir yer. Bu uygarlıkların her birinin o yarıyılda yaptıkları yemek çeşitleri günümüze kadar gelmiş. Birileri de bunlara katkı sağlamış. Dolayısıyla Türkiye'nin her tarafını dolaşmış biri olarak Malatya yemeklerinin lezzetleri çok daha değişiktir. Özellikle tarihin derinliklerinde her yarıyılda yapılan yemeklerin ve bu yemeklere katkı noktasında daha değişik şeylerin olması yemeği daha lezzetli hale getiriyor. Natürel, organik olması ve sevgiyle pişirilmesi de ehemmiyetli.

"BULUNDUĞUNUZ KOLTUKTA BİR ŞEY ÜRETEMİYORSANIZ PROBLEM VARDIR"

Bizde katılımcı belediyecilik kavrayışı var. Katılımcı belediyecilik; cemiyetteki sosyal tarafların idareyle alakalı alınan kararlara ortak olup yol haritasının o biçimde tanımlanması emeline müteveccihtir. 2014'te ilçe başkanı iken mahallî idare programları için Sapanca'da yapılan bir buluşmaya bizi de davet ettiler. O zaman şehir-insan ilişkileri içerisinde ne yapılabilir diye konuşuluyor. Gizeme bana geldiğinde; 'İmamı Azam Ebu Hanife Hazretleri'ne sormuşlar 'Allah'ın varlığına kanıtın nedir?' o da 'Dut yaprağıdır.' demiş.' dedim. Tabi herkes ne ilgisi var dedi. Dedim ki: 'Koyun yer yün yapar, böcek yer ipek yapar, keçi yer kıl yapar, inek yer süt, et yapar. Bizim Malatyalılar da her yaprağı köfte yapar, 90 çeşit köftemiz var.' İnsan, bir ferttir, şehir: insanların toplu halde yaşadığı yerdir. İnsanı tarif eden insan bilimciler, 'İnsan; biyolojik, sosyal ve kültürel bir varlıktır.' demiş. Maslow, insanların gereksinim hiyerarşisini ortaya koyan bir üçgen tanımlamış; fizyolojik lüzumlar, güvenlik gereksinimi, sevgi görme/ait olma gereksinimi, hürmet görme gereksinimi ve kendini asıllaştırma gereksinimi. İnsan tarifi tamamen bu, gereksinimleri de bu. İnsan buysa, gereksinimleri de buysa şehirleri buna göre dizayn edeceğiz. Bu 5 esas ilke; hizmet belediyeciliği, kültürel belediyecilik, katılımcı belediyecilik, sosyal belediyecilik ve etrafı koruma ismine yeşil belediyecilik oldu. Ve o sene mahallî idareler programına geçti. Böyle bir benzetmeden çıkarak bu neticeye varıldığı için tebrikler de aldık. Sonuçta bulunduğunuz yere bir katkı sağlayabiliyorsanız onun bir anlamı vardır. Yoksa işgalci olursunuz. Bulunduğunuz koltukta bir şey üretmiyorsanız, şayet koltuk size efor veriyorsa problem vardır. Ama koltuk sizden efor alıyorsa idarede bir yetkinlik ve faallik vardır. Yetkinlik, kanunlarla verilen vazifedir. Ama tesir, bireyin eforuna bağlıdır. Misalin; şube müdürü olursunuz ama tesir eforunuz yaptığınız hizmetlerle genel müdürden çok daha yüksektir. Genel müdür olursunuz, koltuğa yapışırsınız, yetkiyi de doğru muntazam kullanamazsınız ve orada yok olup gitmeye mahkûm olursunuz.

"BİR İDEAL İÇİN YOLA ÇIKMIŞSANIZ YORULMAZSINIZ"

Bir ideal için yola çıkanlar yorulmazlar. Şayet idealiniz yoksa tez yorulursunuz. İdeal için yola çıktığınızda önünüze rakamsız maniler çıkarırlar, kötüle atarlar, sizi yolunuzdan caydırmak için her türlü şeyi yaparlar. Ama siz bunları aşıp giderseniz Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi: 'O kötüle atanlar size ne kahraman adammış derler sizler de gülüp geçersiniz.' Başka Bir Deyişle siz bir ideal için yola çıkmışsanız yorulmazsınız. Sonuçta yaptığınız her yapıtın karşılığını görürsünüz. Cemiyette memnuniyeti görürsünüz, insanların bereketine olduğunu görürsünüz ve bundan mutluluk dinlersiniz. İnsanların gereksinim hiyerarşisindeki kendini lüzumu da budur. Tam insanlar kendini hakikatleştirmeye endekslidir. Bir kimyager yöntem bulmaya çalışır, bir hekim hastalığa rehabilitasyon bulmaya çalışır, bir edebiyatçı roman yazarak kendini reelleştirir, bir gazeteci hoş bir yazı yazıp dikkat toplayarak ya da kamuoyunda alkış kazanarak kendini reelleştirmek ister, belediye başkanları da hoş hizmetler yaparak cemiyete yapıt sunup mutlu eder ve bu biçimde kendini asıllaştırmış olur.

"İDAREYİCİLİKTE HER YOL MÜBAH DEĞİLDİR"

Bir idareyicinin, emelleri yönünde her yolu mubah gören, nefsin hakimliğine dayalı hırs duygusu olmayacak. Çalışmanın, mücadele etkenin, adil olmanın esas temel alındığı azim duygusu içerisinde hareket ederseniz zafer sizinle birlikte olur. Mevlana hazretlerinin şöyle bir lafı var: 'Olmayacak işler ola, siz Allah'a dilenesiniz. Cenab-ı Allah yapa, siz izleyesiniz.' Ziya Paşa'nın Terkib-i Bend'de de şöyle bir ifadesi var: 'Algı-i meali bu ufak akla gerekmez, Çünkü bu terâzû o kadar sıkleti sürüklemez.' Bazı şeyleri yalnızca parasal veya bütçeyle değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Burada tasavvufi bir yaklaşım gerek. Başka Bir Deyişle haram ve helal arasındaki bildiriyi iyi yaparsanız bir, bin olur. Ama diğer cinsli işin içine fitne fesat ya da haram karışırsa o zaman bir tane yaptığınız size bin tane bela olur. Yaptığınız hizmet yapıt olmaz, halka azap olur. Dolayısıyla hizmet erbabı birinin bu ayrımı iyi yapması gerekli.

"İDAREYİCİLİKTE VE EĞİTİMDE SORGUYALAYAN BİR ANLAYIŞ LÜZUMLU"

İdareyicilikte en çok zorlandığım şey insanlar ve insanların işini beğenmemesi. İnsanların hak etmedikleri diplomaları almaları ve o diploma kisveti altında bilmeye sarih olmamaları da en zorlandığımız şey. Öncelikle bir eğitimci olarak, müfredatın düzelmesi gerektiğini düşünüyorum. Denetleyen, araştıran, inceleyen, bilgi edinme kavrayışının olduğu bir müfredat programı hâkim olmalı. Genelde test usulü sual çözme metotları olduğu zaman değişik sual sorulduğunda şahıs tıkanıyor veya bir vaziyetten görev çıkaramıyor. Bizim yetişmemizde matematiksel dört operasyon yapsak dahi sağlamasını yapardık. Başka Bir Deyişle denetleyen bir eğitim kavrayışı vardı. Şimdi ezberci, kes-kopyala-yapıştır kavrayışın egemen olduğu bir sistem var. İşin makûs tarafı bu tüm sistemlerimize dağılmış. Bunun da değerini tam idare kademelerinin ağır ödediği kanısındayım. Yap-boz süreci ve bu süreçteki giderlerin ulusal ekonomiye de çok hasarının olduğunu düşünüyorum. Hizmet içi eğitim noktasında periyodik aralıklarla yapmış olduğumuz buluşmalarda özellikle denetleme ve somut misallerden giderek yapılan çalışmaların üzerinde değerlendirmelerde bulunuyoruz. Bu biçimde yapılan yanlışlardan üzerinden de çıkarım yaparak açıklama ediyoruz. Sonuç itibariyle mesafe de kat ediyoruz. Tabi müessese içerisinde bağlantı eğitimi de geç bilinen bir şey. Bu mevzuda zeka ebadı değil de yaş itibariyle bilmede gecikme olduğunu söylüyorlar. Tabi bunları da aşmak vaziyetindeyiz. Bu mevzuda daha gayretli, daha faal, ehil ve liyakatli insanları vazifeye getirmek gerekiyor. Bulamadığınız zaman mevcutla kanaat etip ya da yetiştirip, daha iyisini bulduğunuzda değiştirme noktasına gitmeniz gerekiyor. Bu anlamda idarede bereketlilik artırılabilir. Bereketliliğin yanında aynı zamanda mali disiplini de getireceksiniz. Bunun için optimum diye deyim ettiğimiz başka bir deyişle en aykırı ünitede de en üst bereketi alma noktasında neler yapılabilir diye çalışmasının yapılması gerekli. Pratik ve kestirme yol anlamında, daha uygununu araştırma noktasında, cafcafsız kolay şeyler nasıl daha faydalı hale getirilir çalışmasını hem hizmet içi eğitimlerinde anlatmak gerekli hem de uygulamada göstermek gerekli.

"TESLİM OLACAĞINIZ Türkiye Elektrik Kurumu KİTAP KUR'AN-I KERİM'DİR"

Gittiğim konferanslarda tam kitapları okuyun ama okuduğunuz kitapları hakimliğiniz altına alın diyorum. Başka Bir Deyişle her okuduğunuz kitabın hakimliğine girerseniz değişik değişik kişilikler olursunuz. Okuduğunuz kitapları hakimliğiniz altına alın ve kendi yol haritanızı hamurlaştıktan sonra tanımlayın. Teslim olacağınız türkiye elektrik kurumu kitap Kur'an-ı Kerim'dir. Ama öbür kitapların hepsini teslim alın. Etkilenmekten çok, onları bütünleştirip kendimize göre bir yol haritası çizmemiz gerektiğini düşünüyorum.

"EĞİTİMİ YALNIZCA MEKTEP VEYA HİZMET İÇİ İLE DEĞERLENDİRMEK DOĞRU DEĞİLDİR"

En hoş eğitim, en hoş beyanname bireyin hareketidir. İdareyici olan şahsın da düz olması gerekli. İdareyici sarihliğe, elastikliğe fırsat vermemelidir. Mesela, ranj sarihliğini 5 derece verdiğiniz zaman tabana gittiğinde o 90 veya 180 dereceye yansır. Onun için o ranjı hiç vermemeniz, düz olmanız gerekli. Bu biçimde çalışmak daha doğru olur. En hoş metot da muntazamlık metodudur, herkes ona uymak vaziyetindedir. Bir de tabi galibiyeti mükâfatlandırıp, zafersizliği eğitimle tolere edeceksiniz. Şayet maksat da varsa hasar verenleri belirli cezalandırmamız gerekir. Eğitimi yalnızca mektep veya hizmet içi ile değerlendirmek doğru değildir. Mesela ben iktisat fakültesini tamamladım. İktisat fakültesinin özeti nedir deseniz; tasarruf, anapara, emek, yatırım, istihdam, yapım tenim. Rahmetli annem tasayı ki: "Balık deryada suyu öğünle kapsa, yılan toprağı öğünle yer." İşte size tasarruf! '3 kuruşa çalışan para biriktirmiş, 3 liraya çalışan para biriktirmemiş' derlerdi. '3 günlük dünyaya 5 günlük besin gerekli' derlerdi. 'Ayağını yorganına göre uzat' derlerdi. Dolayısıyla iktisadın esası da budur. Hadiseyi yalnızca mekteplerde verilen eğitimle değerlendirmemek gerekli.

"EVVEL KENDİMİZİ DÜZENLEMEMİZ LAZIM"

Eğitimi; anne karnından başlayarak etraf, aile, mektep biçiminde bütüncül olarak değerlendirmek gerekli. Tabi, mekteplerdeki eğitim de aile eğitimi ve etraf ile desteklemek gerekli. Mektepte değişik, ailede değişik, etrafta değişik olduğu zaman çocuk tenakuza düşer. Çocuk, anne ve babasının söylediğine bakıyor, yaptığıyla geçim göstermiyor. Mektepte hocanın söylediğine bakıyor, o da geçim göstermiyor. Başka bir yerde kanı önderi denilen bireyin söylediğiyle yaptığı uymuyor. Bu Z kuşağı dediğimiz hadise de bunun neticeyidir. Başka Bir Deyişle evvel kendimizi düzenlememiz gerekli. Eğitim istenilen tutumun sürecini oluşturmaktır. Mesela birine: "Su içerken kadehi alıp höpürdetmeden içeriz." dediğinizde o da suyu alıp söylendiği gibi kapsasa eğitilmiştir. Onun için eğitimi profesyonel olarak düşünmemiz gerekli. Daha doğrusu yaparak, yaşayarak öğretmemiz gerekli. Yalnızca kitaptaki bilgileri aktarıp lafla, tavırla desteklemediğiniz zaman Z kuşağının oluşmasına yol açar. O zaman isyankâr bir cemiyetle karşı karşıya kazançsınız."